Ana içeriğe atla

Sadrazam (Vezîr-i âzam)

Sadrazam (Osmanlıca: صدر اعظم, romanize: Ṣadr-i Âʿẓam) ya da vezîr-i âzam (Osmanlıca: وزیر اعظم, romanize: Vezîr-i Âʿẓam‎), Osmanlı İmparatorluğu'nda padişah adına devlet işlerini yöneten, bugünkü başbakanlık makamına denk gelen en yüksek derecedeki devlet adamı.

Devletin ilk dönemlerinde kullanılan vezîr-i âzam tamlamasının kökeni hakkında farklı görüşler bulunmaktadır. Bir kısım vezir kelimesinin Sasani kökenli olduğunu ve dolayısıyla Farsça olup daha sonra Arapçaya geçtiğini savunurken bir kısım ise kelimenin Kur'an ve hadis kaynaklarında geçmesini öne sürerek Arapça orijinli olduğunu savunmaktadır.

Erken dönem Arapça sözlüklerde sığınılacak yer anlamındaki "vezer", ağır yük anlamındaki "vizr" ve kuvvet anlamında "ezr" kelimelerinden türediği bilgisi yer alan vezir sorumluluk sahibi, yükü çeken anlamına gelmektedir. Âzam ise büyük anlamına gelmektedir. Büyük sorumluluk sahibi anlamına gelen vezîr-i âzam tabiri 16. yüzyılın ikinci yarısıyla beraber baş, üst mevki anlamına gelen "sadr" kökeninden türetilen ve başta oturan, yüksek makam sahibi anlamına gelen sadrazam terimine yerini bırakmıştır. Bunların yanında devlet bürokrasisinin henüz Arapça ve Farsça etkisi altına girmediği erken dönemde Türkçe olarak uluğ vezir de denmekteydi.

Tarihçe

Ayrıca bakınız: Vezir

Osmanlı İmparatorluğu henüz beylik iken devletin kurucusu Osman Gazi'nin vezir unvanını taşımayan ancak danışmanı denebilecek yardımcıları bulunmaktaysa da vezir konumunda bir görevli bulunmamaktaydı. Orhan Gazi'nin aynı zamanda kardeşi olan Alâeddin Paşa ilk Osmanlı veziridir. 

Birçok vezir arasından sıyrılan bir başvezir ise I. Murad devrinde ortaya çıkmıştır. Bu dönemde bir kurum olarak başvezirliği başlatanlar Ankara'nın Cendere köyünden Çandarlı ailesidir. Vezirliğin Osmanlı devlet idaresinde geleneksel bir hal alışı da yine Çandarlı ailesinin başvezirliği sırasında I. Murad'ın son, I. Bayezid'in ilk hükümdarlık yılları zamanında gerçekleşmiştir. 

Çandarlı soyundan gelen vezirler idari örgütlenme, Yeniçeri Ocağı'nın kuruluşu, Bizans'a akınlar gibi devletleşmeye yönelik önemli icraatlerde bulunmuşlardır. Çandarlı İkinci İbrahim Paşa'nın sadrazamlığı sonrası Çandarlı ailesinin saltanatı bitmiş, bundan sonra devşirme kökenli devlet adamları sadrazamlık görevine getirilmişlerdir. Çandarlı ailesinde olduğu gibi Köprülü ailesinden gelen devlet adamları da bir dönem silsile halinde başvezirlik yapmıştır.

II. Mehmed'in çıkardığı Fatih Kanunnâmesi, başvezirliğin statüsünün, görevlerinin ve yetkilerinin ne olduğunu ortaya koyan ilk devlet nizamnâmesi olmuştur. Buna göre başvezir, vüzerâ ile ulemanın başıdır ve ayrıca bütün işlerde padişahın mutlak vekilidir.

İlk on padişah devrinde başvezirler gerek devlet gerekse de orduda uzun yıllar farklı görevlerde bulunmuş deneyimli devlet adamlarından seçilmekteyken, ilk kez I. Süleyman devrinde Pargalı Damat İbrahim Paşa bu geleneğe aykırı bir şekilde hasodabaşılıktan başvezirliğe yükseltilmiştir. Bunun gibi uygulamalar daha sonraki dönemlerde de sıkça görülmüştür.

Tanzimat'tan itibaren başvezirler Batılı anlamda hükûmet reisi görevini yürütmüşler ve zaman zaman padişaha muhalif bir güç olmuşlardır.

İdarenin başı olarak vezîr-i âzam veya sadrazam

Tarihsel süreç içerisinde bu makamın gelişimi incelendiğinde göze çarpacak en önemli husus bu makamın oluşumundaki ana güdünün savaş işlerini düzenlemekten öte idari işleri düzenlemek ile olan ilişkisidir. Nitekim bundan dolayıdır ki sadrazam Osmanlı Devleti'nde ilk olarak sivil olarak ad edilebilecek olan bürokratların başıdır. İdarede birliği temsil etmektedir.[5] Bu yetkiliye savaş ile ilgili hizmetler idari hizmetlerine ek verilmektedir. Bu savı ise Çandarlıların ulema kökenli olması doğrulamaktadır.

Baş vezir olarak da adlandırılabilecek bu yetkilinin evrimine bakıldığında da benzer bir süreç izlenebilmektedir. Nihayetinde vezirlerin de sıradan bir kabilesel yetkili olmadığı görülmektedir. Gerek feodal Avrupa gerekse de farklı farklı ülkelerde var olan hükümdarın yardımcısı belki Osmanlı'da ak ağa olabilir. Büyük ihtimalle köklerini İrani uygulamalardan alan vezir katipler sınıfının başı olarak ortaya çıkmıştır.

Ayrıca bakınız

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

OSMANLI İMPARATORLUĞU TARİHİ KRONOLOJİSİ

  OSMANLI İMPARATORLUĞU TARİHİ Osmanlı Padişahları Sıralaması ve Soy Ağacı  OSMANLI PADİŞAHLARI  - ERTUĞRUL GAZİ - OSMAN GAZİ HAN   ---- Osman Gazi Han Dönemi 1281-1324 ---- Osman Gazi Han Kronolojisi - Orhan Gazi Han   ----Orhan Gazi Han Dönemi (1324-1362) - I. Murad (1359 – 1389) I. Bayezid – Yıldırım Bayezid (1389 – 1402) I. Mehmed (1413 – 1421) II. Murad (1421 – 1451) Fatih Sultan Mehmed (1451 – 1481) II. Bayezid (1481 – 1512) Yavuz Sultan Selim (1512 – 1520) Kanunî Sultan Süleyman (1520 – 1566) II. Selim (1566 – 1574) III. Murad (1574 – 1595) III. Mehmed (1595 – 1603) I. Ahmed (1603 – 1617) I. Mustafa (1617 – 1618 / 1622 – 1623) Genç Osman (1618 – 1622) IV. Murad (1623 – 1640) İbrahim (1640 – 1648) IV. Mehmed (1648 – 1687) II. Süleyman (1687 – 1691) II. Ahmed (1691 – 1695) II. Mustafa (1695 – 1703) III. Ahmed (1703 – 1730) I. Mahmud (1730 – 1754) III. Osman (1754 – 1757) III. Mustafa (1757 – 1774) I. Abdülhamid (1774 – 1789) III. Selim (1789 – 1807) IV. Mu...

II. Abdülhamid (1876 – 1909)

34 - II. Abdülhamid (1876 – 1909) Sultan İkinci Abdülhamid, 21 Eylül 1842 tarihinde İstanbul’da doğdu. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Tir-i Müjgan Kadın Efendi’dir. Annesi Çerkezdir. Sultan İkinci Abdülhamid çok küçük yaşta iken annesini kaybettiği için öksüz büyüdü ve onu üvey annesi Piristu Kadın yetiştirdi. Çocukluğunda çok zayıf bir bünyeye sahip olan Sultan İkinci Abdülhamid sık sık hasta olurdu. Babasının padişahlığı sırasında bu durumu yüzünden özel ilgi gördü. Çok hoşgörülü bir ortamda büyüdü. Kültür derslerinin yanında musiki dersleri aldı ve piyano çalmayı öğrendi. Bekârlığı sırasında çok serbest bir hayat yaşayan Sultan İkinci Abdülhamid, evlendikten sonra tüm boş zamanını ailesiyle, çocuklarıyla geçirmeye başladı. Sultan İkinci Abdülhamid, yıkılmak üzere olan Osmanlı Devleti’ni uyguladığı politikalarla 33 yıl ayakta tutmayı başarmış bir padişahtır. Hayırsever ve cömert bir insan olan Sultan İkinci Abdülhamid, sıradan bir vatandaş gibi yaşardı. Yunan seferi sırasında, kend...

Mehmed Vahdeddin (1918 – 1922)

  36 - Mehmed Vahdeddin (1918 – 1922) Babası: Sultan Abdülmecid Annesi: Gülistü Kadın Efendi Doğumu : 2 Şubat 1861 Vefatı: 15 Mayıs 1926 Saltanatı: 1918 - 1922 (4) sene Mehmed Vahidüddin de 2 Şubat 1861 İstanbul 'da doğmuştur. Orta boylu, zayü fakat kuvvetli bir vücudu vardı. Kıymetli ulema tarafından iyi bir tahsil yaptırıldı.Tahta çıktığında Osmanlı Devleti en kötü günlerini yaşıyordu. Birinci Dünya Savaşında kendi cephelerimizde gâlip gelmemize rağmen yenik çıkmıştık. En ağır şartları ihtiva eden Mondros ve Sevr anlaşmaları yapıldı. Devletin tamamen elden çıktığını gören padişahın yüksek seviyede bir gizli toplantı yaparak zamanının kabiliyetli subaylarına, Anadolu 'ya geçip milleti istilâcılara karşı ayaklandırıp teslim olmamalarını tavsiye ettigi söylenir. Anadolu'da Milli kıyam harekâtı oldu. Milli Meclis teşekkül etti. Yeni meclis Padişahlığı kaldırarak, Cumhuriyet idaresini kabul etti. Zaten İstanbul işgal altında idi. Padişahın elinde ne bir kuvvet ve ne de ...